Kanser Hastalarında Ozon Tedavisi

Paylaş:

Çağımızın en çok korkulan, ancak üzerinde en çok da çalışılan hastalıklarının başında kanser gelmektedir. Günümüzde kanser; her yaştan, her kültürden, her yaşam biçiminden kişiyi etkileyebilmekte, kişinin yeme içme alışkanlıklarından, yaşam koşullarına, psikolojik durumuna kadar birçok farklı faktör kansere sebep olabilmektedir.

Vücudunda kanserli bir hücre bulunan bir hasta, hangi kanser evresinde olursa olsun hem ilerisi için tehlike altındadır hem de vücudunda hala düzgün çalışan bazı sistemler bulunmaktadır. Örneğin meme kanseri olan bir kadının vücut sistemleri mükemmel bir işleyişe sahip olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, kanserde istisna ya da erteleme diye bir şey yoktur.

Kanserin geliştiği yer ve aşaması ne olursa olsun her kanser vakasında hastanın sahip olduğu sağlıksız durum, vücudun hücrelerinin oksijenden yoksun solunumu ile ilgilidir. Tüm kanser türlerinde bu faktörün en başta etkili olduğu 100 yılı aşkın süredir bilinmektedir. Hatta kanserin, hücrelerin oksijensiz kalmasından kaynaklandığına dair verinin keşfedilmesi Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. Hücrelerin oksijensiz kalmasından kaynaklanan kanser hastalıklarının tedavisinde ozon tedavisi uygulanması da on yıllardır bilinmektedir. Ozon tedavisinin pek çok hastalıkta iyileştirici etkisi bilinmekle birlikte, kanser türleri de dahil ozon tedavisinin uygulamaya konmasının geçmişi birkaç 10 yıllık bir süreyi kapsamaktadır.

Ozon gazının mucizevi etkileri vardır!

Bir fırtınadan sonra havanın ferah, taze bir kokusu olur, okyanustaki dalgalar ve gürül gürül akan şelaleler, karların üzerine bir güneş ışığı düştüğünde etrafa yayılan tertemiz koku ve daha pek çok ferahlatıcı doğa etkisinin verdiği koku doğal şartlar altında üretilen ozon gazının kokusudur. Bu tür kokuları duymak için doğayı beklemek yerine modern teknoloji, ozon gazı üretebilmeyi olanaklı hale getirmiştir. Bu şekilde makine yapımı yapay ozon gazı da, doğanın kendi ürettiği ile tıpa tıp aynıdır ve aynı etkiyi gösterebilir.

Ozon gazının temizleyici etkisi vardır. Şöyle ki; doğa, ozon gazı üreterek atmosferi temizler ve insan vücudu da ozon gazına maruz kaldığında doğadakine benzer şekilde temizlenir. Bu bakımdan ozon tedavisinin kayda değer iyileştirici potansiyeli alternatif tıp ve araştırma çevrelerinde ciddi bir ilgi görmektedir.

Ozon tedavisi günümüzde mevcut olan çok yönlü tedavi yöntemlerinden biri olarak kullanılmaktadır. Çünkü hem tıbbi tedaviler hem de alternatif uygulamalar yoluyla ozon gazının faydalarından yararlanmak mümkün olabilir. Ozon tedavisi; bağırsaklar ve akciğerler dahil olmak üzere farklı organlara, kulaklara, kana, dişlere ve diş etlerine, ağrılı veya hasarlı tüm vücut kısımlarına uygulanabilir.

2004 yılında ozon tedavisine dair yapılan araştırma ve çalışmalara göre; son on yıl boyunca ozon tedavisinin kronik enfeksiyon hastalıkları, vaskülopatiler, ortopedi ve hatta diş hekimliğinde ozonun doğru bir şekilde uygulanmasının olumlu anlamda çarpıcı sonuçlara yol açtığı tespit edilmiştir.

Ozon tedavisi ilk kez tıbbi olarak kullanıldığı zamandan beri, sayısız hastalığın tedavisinde her uygulamada kendini kanıtlamış bir savaşçı şeklinde sonuçlar vermiştir. İşte bu mucizevi iyileştirici etkilerin görüldüğü rahatsızlıklar arasında kanser türleri, karaciğer hastalığı, otoimmün hastalıklar, kalp hastalığı, alerjiler, diyabet, Lyme hastalığı, maküler dejenerasyon, viral hastalıklar, romatizma / artrit, geriatrik durumlar, SARS ve AİDS bulunmaktadır.

Ozon ve oksijen ilişkisi

Ozon, tıpkı kendi atası gibi, yani oksijen gibi bir gazdır. Oksijen de kimyasal bakımdan O2 olarak bilinir ve çiftler halinde bulunur. Buna üçüncü bir oksijen atomu bağlandığında, O2 O3 olur. O3; doğal olarak dengesiz olduğu için, her zaman bu fazladan atomu vermek ister. Aynı zamanda O3 ile temas eden herhangi bir hücre bu üçüncü atomu alır. Bu durumda oksijenin geleneksel özellikleri daha güçlü ve daha enerjik hale gelir. Ozonun en şaşırtıcı özelliği, son derece güçlü bir oksidan olmasıdır. Kimyasalın temel bileşen parçalarına herhangi bir kimyasal maddeyi dağıtır.

Örneğin araç yakıtlarının oluşturduğu kirlilik genellikle su, karbondioksit, kükürt, azot ve oksijenden oluşmakta ve bunların hepsi duman adı verilen şeyi oluşturmak için bir araya gelmektedir. Doğal olarak meydana gelen ozon bu duman kokusuyla temas ettiğinde, bu kimyasallar temel veya elemental formda serbest bırakılır ve onlar olmadan hayatta kalmak mümkün olmaz.

Ozon tedavisi kullanarak vücuttan parazitleri atma deneyimi

30 yaşındaki bir kadına servikal kanser, yani rahim kanseri teşhisi konuldu. Kadının doktoru, kanser türlerinin tedavisinde ilaç kullanımı, egzersiz, beslenme ve diyet konularının bütünsel olarak ele alınması gerektiğini bilmekteydi. Kanser hastalarının bu hastalığı edininceye kadar aslında çok da mükemmel bir beslenme programı uygulamadıkları ve pek çoğunun da oksijensiz, temiz havadan yoksun yerlerde yaşadığı bir gerçektir. Bu bakımdan kanser hastası kadına da ozon tedavisi, ozon gazı bulunan bir buhar dolabının içinde belli süre kalmayı gerektiren bir iyileştirme, tedavi protokolü uygulandı. Hastanın sadece kafası hariç, tüm bedeni ozon gazına maruz kaldı, kendine dost moleküller olan oksijeni tüm hücrelerinin emmesi sağlandı.

Ozon rektal insüflasyonunu takiben, kadının vücudu doğal yolla yaklaşık 30 santimetrelik bir solucanı dışarı attı. Solucanın kadının bağırsaklarında ne kadar süre kaldığı ve ne kadar sürede öldüğü bilinmemektedir. Ancak solucanın son zamanlarda, yani ozon tedavisi uygulaması sayesinde öldüğü bilinmektedir. Solucanlar, parazitler, virüsler, bakteriler, aslında tüm erken evrimsel yaşam biçimleri düşük oksijen ortamlarında gelişmekte, yeterli oksijen alınmasıyla da vücutta yaşam imkanını kaybetmektedir. Ozonun rektum ve kolon içine çekilmesiyle solucan oksijen ve ozonun doygunluğundan ölmüştür.

Kişinin yaşadığı parazitlerle ilgili problemler, dolaylı olarak kansere yol açabilmektedirler. Çünkü bunlar konakladıkları besin maddesini boşaltmakta ve kanserojen atık ürünleri üretmektedirler. Aflatoksin de bunlardan biridir ve insan vücudundaki en yaygın parazit mayadır. Her ne kadar maya problemli olmasa da, vücutta aşırı bir noktaya ulaştığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Örneğin; kandida, mantar enfeksiyonları, patojenik mikroplar, amipler, tenyalar da bunlar arasındadır

Ozon tedavisinin kısa geçmişi

Ozon gazının sağlık amaçlı kullanım geçmişi oldukça eskidir. Yerli Amerikalıların beslenme programlarının önemli bir parçasını balıklar oluşturmaktaydı. Bunlar fırtınadan sonra balıkların tuhaf, ama hoş bir koku yaydığını ve fırtınanın bitiminden sonra balık avlamanın daha çok tercih edildiğini fark etmişlerdir. Okyanus boyunca, Yunanlılar da aynı kokuyu fark ettiler ve bunu “ozein” olarak adlandırdılar, tıpkı Amerikan yerlileri gibi, fırtınadan sonra balık avlamayı tercih ettiler. Bugün, ozonun farklı balık türlerindeki sindirim sistemi üzerine olumlu etkisi de zaten bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Ozonun bu keşfinden beri hastalıkları dezenfekte etmek ve tedavi etmek için tıbbi olarak kullanılması söz konusu olmuştur. 1896’da, Nikola Tesla ABD’de ilk ozon jeneratörünü patentlemiştir. Ozon, bir yüzyıldan uzun bir süredir güvenli ve etkili bir su arıtma cihazı olarak da kullanılmaktadır. Ozon, insan vücudundaki patojenik mikropları tıpkı suda olduğu gibi etkisizleştirir, unutmayalım ki vücudumuzun % 70’i sudan oluşur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında hekimler, antibakteriyel özelliklerinden dolayı enfekte olmuş yaralara topikal olarak ozon uyguladılar. Daha sonra anti-inflamatuar özellikleri sayesinde daha geniş terapötik uygulamaları da olduğu keşfedildi. 1980’lerin sonunda Alman doktorlar, HIV’li hastaları ozonla başarılı bir şekilde tedavi etmeye başladılar. ABD’de uzun yıllardır ozon tedavisi uygulayan pek çok uzman bulunmasına rağmen, bugün bile nispeten nadir görülen bir tedavi yöntemi olmaya devam etmektedir.

Ozon tedavisi nerede kullanılır?

Ozon, dünyanın birçok yerinde, pek çok alanda kullanılan saygın bir tedavi yöntemidir. Almanya’da ozon tedavisi rutin bir bakım standardıdır ve hekimlerin % 70-80’i tarafından kullanılmaktadır. Almanya’nın önde gelen kanser hastalıkları uzmanlarında birisi olan Dr. Horst Kief, ilk olarak 30 yıldan uzun bir süre önce ABD’de Kanser Tedavilerin Geliştirilmesi Vakfı tarafından düzenlenen bir konferansta konuşma yapmıştır ve tüm dünyada tanınmış bir ozon tedavisi uygulayıcısıdır. Zaten Almanya’da ozon tedavisi çok yaygın bir şekilde AIDS tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu bağlamda Alman medikal literatüründe tıbbi ozon tedavisinin kullanımına atıfta bulunan 3000’in üzerinde kaynak bulunmakta ve aslında, ozon tedavisinin ameliyat öncesinde ve sonrasında antibiyotik yerine kullanılması da çok yaygın olarak tercih edilmektedir.

Almanya’nın yanında Küba ve Hindistan’da da ozon tedavisi ile ilgili araştırmalara çok ciddi kaynaklar ayrılmakta ve ozon Rusya’da da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Ozonun şifa gücü

Ozon, dünyanın en güçlü ve hızlı hareket eden oksitleyici ajanıdır. Bir ozon molekülü, aktivitesinde 3.000 ila 10.000 arasında klor molekülüne eşittir. Zararlı patojenik organizmaları öldürücü etkisi de çok yüksektir. Ozonun; bakterilerin, mantarların, mayaların, küflerin ve virüslerin % 99’unu öldürmesi 10 saniye kadar sürmektedir. Yani bu aslında klordan 3,500 kat daha hızlı olduğu anlamına geliyor. Son olarak, en azından temas etmesiyle kanser hücrelerini öldürdüğü bilinmektedir.

Ozon tedavisinin iyileştirici mekanizması şunları içermektedir:

Bakteri, virüs, mantar, maya ve protozoanın inaktivasyonu,
Oksijen metabolizmasının uyarılması,
Bağışıklık sisteminin aktivasyonu
Ozon, bu kadar güçlü etki göstermektedir. Çünkü bedenin temel seviyesi olan hücrelerde çalışır.
Oksijen ve kanser biyokimyası

Otto Warburg’un 1925’teki Nobel Ödülü kazanan keşfi; kanser, kansere sebep olan etkenler ve tedavileri, uzmanların bildikleri hemen her şeyi sonsuza dek değiştirmiştir. Vücudun hücreleri normal oksijen kaynağının % 40’ından yoksun kaldıklarında, patojenik değişiklikler gerçekleşmeye başlamaktadır. Warburg’a göre; kanserin yalnızca bir ana nedeni vardır ve bu sebep de vücut hücrelerinin normal oksijen solunumunun bir anaerobik (oksijensiz) hücre solunumu ile yer değiştirmesidir. Benzer şekilde Albert Wahl da, hastalığın, vücudun oksidasyon sürecindeki bir eksikliğe bağlı olarak, toksinlerin birikmesine yol açtığını, bu toksinlerin normal olarak oksidasyonda yakıldığından bahsetmiştir.

Glikoz, vücutta bulunan ve glikozu oksidasyon yoluyla yakan tüm sağlıklı hücreler için standart yem görevi görür. Warburg, hücrenin normal oksijen kaynağından yoksun kaldığı zaman, başka bir alternatifi olmadığını, ancak fermantasyon olarak bilinen bir enerji işleme ve üretim metoduna dönüşmenin mümkün olmadığını keşfetmiştir.

Hücrenin solunum kabiliyeti zarar gördüğünde, anaerobik olarak şekeri fermente etmeye başlar. Başka bir deyişle, “oksijensiz” bir şekilde yaşamını sürdürmeye çalışır. Sağlıklı bir hücre için normal olan karbondioksit (CO 2 ) vermek yerine, hasarlı hücreler artıları tüketir, şeker ve laktik asit verir. Böylelikle zarar görmüş hücre artık normal kaynağından gelen oksijeni elde edememekte ve aynı zamanda zehirli patojenlerin çoğalmasıyla zehirlenmektedir.

Bu durumda da oksijenin beslenmesinden yoksun kaldığı için de sağlıklı kalması mümkün olmaz. Sonuç olarak, hücrenin akut, kısa vadeli hasarı kalıcı hasara dönüşür.

Warburg’dan beri yapılan araştırmalar, gerekli oksijen kaynağını alan sağlıklı bir hücrenin, hücre etrafında bir enzimatik kaplama ürettiğini göstermiştir. Bu koruyucu tabaka, bakteri ve virüsler gibi patojenik ajanların hücreyi istila etmesini önlemektedir. Bu koruyucu tabakadaki enzimler katalaz, süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz ve reduktazı içermektedir. Bununla birlikte hücre oksijenle açıldığında, güçlü bir hücresel duvarı korumak için yeterli enzim üretemez ve sonuç olarak da işgalciler hasar görür, yıkım olur ve ölümle sonlanır. Hücrelerd bu koruma eksikliği yaşandığında, virüsler bir hücre duvarının çevresine geldiğinde gerçek bir sorun ortaya çıkar. Virüsler gerçek hücreler değildir, her ikisi de genetik materyal tipleri olan RNA veya DNA’dan oluşur. Virüsler tek başlarına çoğalma yeteneğinden yoksundur.

Sağlıklı hücreler strese girdiğinde ve hücre duvarları geçirgen hale geldiğinde, virüsler hücrelere girer ve kendilerini konakçı hücrelerin genetik mekanizmasına bağlarlar. Bu da makineleri devralır ve kendi genetik materyallerini çoğaltmaya başlarlar. Günümüzde sürekli çoğaltma durumunda olan virüslerin metabolik atıkları, vücudun bu atık ürünleri yok etme yeteneğini de altüst etmektedir.

Vücut hücrelerinin oksijensiz kalmasının pek çok nedeni bulunmaktadır. Örneğin hücre, oksijenin alınmasını önleyen zehirli bir kimyasal tarafından zehirlenebilir. Kanallar veya bezler tıkanabilir. Lenfatik sıvı, vücut boyunca uzanan lenf bezlerine etkili bir şekilde taşınmayabilir. Vücudun doğal işleyişinden kaynaklanan atık madde, vücudun dokularında birikerek, oto-zehirlenme veya kendi kendine zehirlenmeye neden olabilir.

Freud’un ölüm içgüdüsü biyolojisi olan apoptoz

Avusturyalı nörolog ve uzmanlara göre “psikanalizin babası” Sigmund Freud, popüler olmayan bir teoriyi, yani “ölüm tahribatını” ya da herkesin kökenlerine dönmesi gerektiği fikrini benimsemiştir. Psikolojinin sofistike bir öğrencisi olmasının yanı sıra Freud aynı zamanda gerçek bir “aklın biyoloğu” olarak bilinir. Her ne kadar biyolojik bilimler Freud’un ölüm içgüdüsünün biyolojik eşdeğerini henüz keşfetmemiş olsalar da, sonuçta bilim dünyası Freud’un derin bilgeliğinin farkındadır. Günümüzde bilim, hücresel düzeyde, hepimizin kendi başımıza yaşam sürmemiz için programlandığını keşfetmiştir.

Vücudumuzun tüm hücrelerinde yerleşik bir intihar anlaşması bulunmaktadır. Bilim adamları bu intihar anlaşmasını “apoptoz” olarak adlandırıyorlar. Apoptoz, vücuttaki diğer tüm hücreleri hasar gören ve ölmekte olan hücrelerden korunma amacına hizmet eder. Patojenlere veya stres yapan ajanlara yalnızca kısa süreli maruz kalma durumu söz konusu olduğunda, hücresel intihar genellikle hücre tarafından yapılan seçimdir. Aslında tam anlamıyla, tüm organizmanın daha iyi olması için bir fedakarlık eylemidir.

Bir sebepten ötürü hücre kendini imha etmez, kendini yeniden üretme sürecini başlatır, hücreler tam olarak bunu yapar. Kendilerini sürekli olarak yeniden üretirler, hasarlı hücreler de belli oranda yaşar ve çoğalır. Bu hücresel kopyalar, apoptosisin kendi kendini düzeltme mekanizmasına sahip değildir. Onlar doğdukları progenitör hücreler kadar hasar görürler.

Hücrelerde hasar yaratan sonuçlardan biri, zaten ölmüş olması gereken hücrenin kendi büyümesini yönetme yeteneğini yitirmesidir. Hücrenin kendisini kopyalamaya devam etme eğilimini sona erdiren doğal bir raf ömrüne sahip olan normal yeniden üretimden farklı olarak, bu anormal üreme süreci artık vahşidir ve kontrolden çıkmaktadır.

Bu patojenik büyüme süreci sonsuzdur. Ev sahibi organizmanın yaşadığı ve anormal hücrenin gelişmeye devam edebileceği oksijen açısından yetersiz bir ortam sağladığı sürece sonsuza dek devam edecektir. Bu hücresel durum için üretilen bir isim de var. Bu isim, yetersiz hücresel solunumdan kaynaklanan tüm hücresel aşırı büyüme vakaları için geçerli olan kanserdir. Hasarlı bir hücre için iki seçenek bulunmaktadır. Bunlar ya apoptoz ile hemen intiharı yaşar ya da alternatif olarak ev sahibinin yarattığı ölümcül hasardan yavaş bir ölüm şeklinde olur ve sadece ev sahibinin kendisi öldüğünde bu da ölür.

Ozon ve kanser ilişkisi

Bütünleştirici tıpla ilgilenen pek çok uzman, ozonu “mucize şifacı” olarak adlandırmaktadır. Ozon tedavisinin dünyada en güçlü savunucusu ve araştırmacılarından birisi olan Dr. Frank Shallenberger, Kanser Kontrol Topluluğunun 40. Yıllık Toplantısı’nda konuşmuş, ozon ve oksijen tedavileri arasındaki farkı ve kanser tedavisinde neden ozonun özellikle tercih edilmesini gerektiğini açıklamıştır. Dr. Shallenberger’e göre, kanserle ilgili problem, hücrelerin aslında yeterince oksijen almaması değil, bundan daha ziyade, hücrenin enerji üreticilerinin, mitokondrilerin mevcut oksijeni verimli bir şekilde kullanamamasıdır. Otto Warburg 1925 yılında, kanser vakalarında mitokondrinin özel rolünün altını çizmiştir. Mitokondriler zaten çok önceden keşfedilmişti. Ancak rollerinin önemi henüz belgelenmemişti. Ozon, bir tedavi olarak, hücreye daha fazla oksijen göndermez, hücre içindeki mitokondriyi oksijeni daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi için uyarır.

Ozonun hasarlı hücreler üzerindeki etkisi oldukça belirgindir. Koruyucu bir kaplamaya sahip olmayan patojenik materyallere ve yeterli hücre duvarı enzimleri olmaksızın çoğalan hastalıklı hücrelere saldırır. Saf oksijen ise bunu aynı şekilde yapamaz. Oksijenin aksine, ozon seçici bir şekilde sadece kanser hücrelerini öldürür. İşte ozonun, kanser için doğal bir tedavi ve geleneksel tıbbi tedaviler arasındaki en önemli farkı da budur. Ozon sadece patojenik hücreleri öldürür. Kemoterapi ve radyasyon da kanser hücrelerini öldürmede aynı derecede etkilidir, ancak bunlar sağlıklı hücreleri de öldürürler.

Ozonun fazladan bir oksijen atomuna sahip olması nedeniyle “elektrofiliktir”. Başka bir deyişle, elektriksel olarak dengesizdir ve başka bir dengesiz yük bularak kendini dengelemek ister. Kanser hücreleri de dahil olmak üzere tüm hastalıklı hücreler, virüsler, zararlı bakteriler ve diğer patojenler de benzer şekilde elektriksel olarak dengesizdir. Ozonun tüm hastalıklı hücrelerle paylaştığı dengesizlik yüzünden, birbirlerini bulurlar. Bu şekilde aslında hastalık, yani patojenik hücreler ve hastalığın tedavisi, yani ozon arasında karşılıklı bir çekici güç oluşur.

Ozon, yeryüzündeki en sorunlu varlıklar olan virüsleri kontrol etmeye yardım etmek için özellikle önemlidir. İnsan papilloma virüsü, Epstein-Barr virüsü, hepatit B ve hepatit C virüsleri, insan immün yetmezlik virüsü, insan herpes virüsü 8 ve insan T-lenfotrofık ​​virüs-1 dahil olmak üzere birkaç virüs kanser türleri ile bağlantılıdır. Kansere doğrudan neden olup olmadıklarını ya da kanserin gelişmesi için doğru koşulları yaratmaya yardımcı olup olmadıkları henüz bilinmemekte, ancak daha önce de belirtildiği gibi, virüsler insan vücudunda fazla sayıda olduklarında atıkları her zaman bir soruna sebep olmaktadır. Ayrıca virüsler sürekli olarak değişmektedir, bu nedenle de onlar için geliştirilen herhangi bir aşı genellikle piyasaya geldiğinde işe yaramaz ya da çok kısa süreli olarak etki gösterebilir. Hem oksijen hem de ozon virüslere düşmandır. Yüksek oksijen ve ozon konsantrasyonları virüsleri öldürmede çok etkilidir.

Ozonun kanserle savaşma da gösterdiği etkiler nelerdir?

Hastanın canlılığını ve bağışıklığını en üst düzeye çıkarır.
Kanserli hücre büyümesini kontrol eder.
Hastalıklı bölgeye yönlendirildiğinde, kanser hücreleri apoptosise gitmeye zorlanır ve böylece ölürler.

Ozon tedavisinin güvenlik sorunları nelerdir?

Ozon tedavisine güvenlik açısından bakıldığında, anlaşılması gereken ilk şey, ozonun sağlıklı hücrelerle reaksiyona giremeyeceğidir. Sağlıklı hücreler hem dengeli bir elektrik yüküne hem de güçlü bir enzimatik koruma duvarına sahiptir. Ozon, sağlıklı hücreleri görmez. Bu bakımdan ozon, diğer adıyla tam anlamıyla hedefe yönelik tedavilerden birisidir. Sadece kanserli hücreleri fark eder, sonra onlarla iletişim kurar ve sonunda hastalıklı hücreleri yok eder.

Ozonun bilinen tek yan etkisi, “Herxheimer etkisi” olarak adlandırılan bir iyileşme krizine neden olabilmesidir. Bu, vücutta bir detoksifikasyon reaksiyonu olduğu zamandır. Semptomlar grip benzeri eklem ağrısı, vücut ağrıları, terleme veya mide bulantısı olabilir ve bu reaksiyon da öldürülen patojenik varlıkların göstergesidir.

Endotoksinler, ölmekte olan patojenlerin hücre duvarlarından salınmakta ve tedavinin çalıştığı konusunda güven duyulmaktadır. Bu reaksiyon birkaç saat ile birkaç hafta arasında sürer. Patojenler vücuttan serbest bırakıldıktan sonra, semptomlar kaybolur. Bu süreçte detoksifikasyon ve temizlik meydana geldiği için vücut eskisinden daha sağlıklı hale gelir.

Ozon tedavisi yöntemleri nelerdir?

Otohemoterapi

Tıbbi dereceli ozon gazı hastadan alınan kanla karıştırılır ve daha sonra kişiye geri verilir. Bu yöntemde ozon doğrudan damar içine verilir. Bu işlem deneyimli bir intravenöz (IV) uygulayıcısı tarafından yapılmalıdır.

Ozonlu tuzlu su tedavisi

Ozon gazı ile karıştırılmış tuzlu çözeltisi infüze edilir. Bu işlem de deneyimli IV uygulayıcısı tarafından yapılmalıdır.

Transdermal ozon saunası

Ozon gazı, IV’ten daha az invazif olan, ancak aynı derecede etkili olan sauna spreyi ile uygulanır. Bu yaklaşım, ozon tedavisinin ısının iyileştirici etkileriyle güçlendirilmesinin ek avantajına sahiptir. Bu işlem terapi merkezlerinde uygulanabilir.

İnsüflasyon

Vajinaya yerleştirilen bir kateter aracılığıyla hastanın ozon almasıyla oluşan bir ozon lavmanı veya duşudur. Önerilen kişi uzmanın yönlendirmesiyle kendi kendine de yapabilir. Rektal insüflasyon yapılırsa, önce kolonun iyice temizlenmesi önemlidir. Nitelikli bir kolon terapisti tarafından bir dizi kolonik önerilir. Bağırsak kıvrımları içinde sıkışmış dışkı malzemesi ile bağırsak ve göbek şişer. Hastanın rahatsız olur ve muhtemelen mide bulantısı hisseder.

Diş uygulaması

Diş hekimleri düzenli olarak periodontal terapi, kök kanal tedavisi, diş hassasiyeti ve kemik enfeksiyonları için ozon kullanmaktadır. Bazı uygulayıcılar, ozonun çürüyen bir dişe uygulanmasının, çürüme sürecini tamamen durdurabileceğine, hatta süreci tersine çevirebileceğine inanmaktalar.

Sauna çantası uygulaması

Hasta duş aldıktan sonra bir sauna çantasını ya da takımını başucuna koyar. Uzman tarafından çanta 45 dakika boyunca cildin emmesi için ozon gazı ile doldurulur. Kaçan herhangi bir ozonu da ortamdaki havaya salmak için bir fan kullanılır.

Topikal ozonlanmış yağlar

Zeytinyağı, jojoba yağı, susam yağı, hindistancevizi yağı ve daha pek çok doğal yağ başarıyla ozonlanabilmektedir. Ozonlanmış bu yağlar, antibakteriyel özellikleri ve iyileştirici özellikleri için tercih edilir. Ayrıca etkili bir cilt nemlendiricisi olarak da kullanılabilirler. Bunlar masaj yağları olarak kullanıldığında, laktik asidin dokulardan atılmasına yardımcı olur.

Solunum ozonlanmış yağ

Zeytinyağı ile filtrelenen solunum ozonu sadece akciğerlerdeki zararlı oluşumlara zarar vermez, aynı zamanda sinüs enfeksiyonlarını ve akciğer rahatsızlıklarını da giderir. Akciğerler, oraya ait olmayan mikroplar içeriyorsa, medikal dereceli ozon solumak iyi gelir. Mikroplar oksitlendikçe ve temizlenme meydana geldikçe akciğerlerde küçük ve geçici tahrişler yaşanabilir. Ozon sadece nitrojenle karıştırıldığında nefes almak için tehlikelidir, ancak tıbbi sınıf ozon tamamen güvenlidir ve hatta yağ ile karıştırılarak solunması önerilir.

Kanserli tümöre direkt enjeksiyon

Meme kanseri ve karaciğer kanseri için, tümöre doğrudan ozon enjeksiyonu yapılması mümkündür.

Ozonlu su içmek

Ozonlu su içmek, sindirim sistemindeki patojenik mikropları öldürme işlemini sağlar.

Ozon tedavisi için nasıl hazırlanılır?

Ozon tedavisine girmeden önce, antioksidanlardan oluşan bir karışımı almak yararlıdır. Önerilen yetişkin dozu şu şekildedir; C Vitamini 3,000 mg günde 3 kez, A Vitamini günlük 25.000 iu, E Vitamini günlük 400 iu, Beta-karoten günde iki kez 50 mg, Pycnogenol veya üzüm çekirdeği ekstresi günde iki kez 60 mg.

Ozon tedavisi başladıktan sonra, C vitamini 24 saat alımamalıdır. Tüm antioksidanlar ve diğer diyet takviyeleri ozon tedavisinden 2 saat önce veya sonra alınmalıdır.

Oksijen / ozon saunasının faydaları nelerdir?

Bakteri, virüs, maya, protozoa, küf ve mantarları etkisiz hale getirir.
Dolaşımı hızlandırır.
Kollajen ve kıkırdak üretimini arttırır.
Kan ve lenf sistemini arındırır.
Oksijen metabolizmasını uyarır.
Malign tümör metabolizmasını bozar.
İltihap ve ağrıyı azaltır.
Ağır metaller uzaklaştırır.
Hormon ve enzim üretimini normalleştirir.
Beyin fonksiyonlarını geliştirir.
Mükemmel bir serbest radikal öldürücüdür.
Laktik asit birikimini azaltarak ve kas esnekliğini artırarak kasları rahatlatır.
Toksinleri okside eder.
Periferik kan damarlarının vazodilatasyonunu uyarır, böylece iyileşmeyi hızlandırır.

İç organların ve endokrin bezlerinin metabolik süreçlerini hızlandırır ve 20 dakikalık bir seansta 200-450 kalori kaybıyla sonuçlanır.
Kırmızı kan hücrelerinin kümelenmesini azaltır, böylece arteryel plağın birikmesine yol açan kanın viskozitesini azaltır.
Karbon monoksiti (CO) – vücuttaki en kötü serbest radikali – esansiyel karbondioksite (CO2) dönüştürür.

Tüm bunlardan özetle ozon, sağlıklı hücreler için toksik olmayan, sağlıksız, hasarlı ve ölmekte olan hücrelere karşı zehirli etkiye sahiptir. Kanser için, agresif detoksifikasyon prosedürleriyle birlikte iyi bir beslenme programının önemli bir yardımcı terapisidir. Ozon, vücudun diğer tüm hasta hücreleri arasında kanser hücrelerini seçici olarak öldürebilir.

Ozon tedavisinin diğer avantajları

Ozonun düzenli kullanımı kanser aktivitesini baskılamanın ötesinde birçok faydaya sahiptir. Öncelikle dolaşımı arttırdığı için hücresel gençleşme bakımından oksijen olarak zengin bir ortam sağlar. Plakları atardamardan temizleyebilir, asit / alkali dengesini geri kazandırabilir, besin asimilasyonunu iyileştirebilir, bağırsak ve kolondan zehirli tortuları temizleyebilir. Ozonun tüm bu faydaları onu, ömür uzatma ve anti-aging için de son derece güçlü bir araç haline getirmektedir. Bu sebeple de dünyanın pek çok ülkesinde, çok sayıda uzman güvenle ozon tedavisi uygulamaya devam etmektedir.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar