Vasküler Tümörler

Paylaş:

Vasküler sözcüğü Türkçe anlamda damarsal, damara ait demektir. Vasküler tümörler  damar yapılarının büyümesi ve genişlemesi ile oluşan tümörlerdir.  Vasküler tümörler içinde en sık hemanjiomlara rastlanır.

  • Hemanjiomlar

Hemanjiom, damarsal yapılardan oluşmuş bir tümör, yani urdur. İyi huylu bir tümör olmakla birlikte damarın içindeki kan basıncı ve damar geliştirici faktörlerin etkisiyle büyüme ve yayılma eğilimi gösterir. Özellikle de kanama eğilimi olması ve hayati organlara yakın olması durumunda hemanjiom tehlikelidir ve hayati önem arz edebilir. Bu tablonun kötü huylu olanına hemanjiosarkom denir. Hemanjiosarkoma nadiren rastlanmakla birlikte var olması durumunda da acil tedavi gerekir.

Hemanjiom doğuştan olan bir hastalık olduğundan bebeklerde sık görülür. Bunlar her ne kadar iyi huylu olsa da, hızlı bir şekilde büyüme eğiliminde olabilir, yanındaki, yakınındaki hayati organları da etkileyebilir. Bu sebeple de hemanjiom vakalarının yakından takip edilmesi gerekir. Kimi hemanjiom vakaları ilk yıllarda kendiliğinden gerileyip kaybolabilirken, bazıları hızlıca büyüyüp ilerleyebiliyor. İşte bu sebeple kesinlikle erken dönemde teşhis edilmeli gerekiyorsa tedaviye başlanmalı, tedavi edilmezse de sık sık düzenli olarak kontrol edilmelidir.

Hemanjiom neden olur?

Hemanjiom doğumsal bir anomalidir, doğuştan gelir ve bebek anne karnındayken görünmeyecek kadar küçük bir nokta şeklinde başlar, giderek büyür. Bu sorun genellikle çocuk doğduktan sonra da büyüme devam etmektedir. Bu hastalığın neden ve nasıl başladığı hususunda; başlatıcı ve büyütücü etkinin vücutta salgılanan “damar geliştirici faktör” olduğu düşünülmektedir. Vücutta doğal olarak salgılanan bu maddenin salgılanma miktarına göre hastalığın büyüme hızı da değişebilmektedir.

Hemanjiom tanısı nasıl konur?

Hemanjiom, yani damar beni hastalığında ilk olarak göze çarpan önemli sorun genellikle görsel olumsuzluktur, kişinin estetik kaygısıdır. Zira hemanjiomların iyi huylu oldukları bilinmektedir. Hastanın özellikle yüz ve dudak bölgesinde çok itici bir görüntü ortaya çıkabilir. Eğer sorun ilk aşamada tedavi edilmezse, ilerleyen dönemlerde bunların yüzeyi zedelenip kanayabilir ve bu kanama nadiren de olsa öldürücü seviyede de olabilir. Hemanjiomların tedavisine başlamak için yeterli zaman vardır, hastalık bir anda gelişip büyümez. Belirti gözlendiğinde ultrason veya doppler ultrasonla teşhis edilir. Hastalığın düzeyi ve hayati önemi hakkında bilgiler mr, tomoğrafi ve anjiografi ile edinilmektedir. Hemanjiomlar kişinin normal görüntüsünden çok farklı bir görünüm ortaya çıkardıkları için fark edilmemesi mümkün değildir, fark edildiğinde de bir sağlık kurumuna başvurularak kolaylıkla tanı konabilir.

Hemanjiom büyür mü?

Damar beni olarak bilinen hemanjiom, tıpkı bağımsız bir organ gibi büyüyebilir ya da hiç büyümeyebilir, nadiren de kendiliğinden küçüldüğü gözlenebilir. Genellikle bebek doğduktan sonraki bir yıl içinde vücutta salgılanan “damar geliştirici faktör” adlı maddenin etkisiyle büyüyebilir. Bu bakımdan özellikle de hayati organların yakınında gelişen hemanjiomlara dikkat edilmeli ve takibi aksatılmamalıdır.

Hemanjiom türleri nelerdir?

  • Şarap lekesi (port-wine stain) ; yüzeysel leke,
  • Çilek (cherry-strawberry); küçük damar benleri,
  • Büyük damar beni (kavernoz hemanjiom) çok iri benler,
  • Gül lekesi (spider hemanjioma),
  • Melek öpücüğü alında leke gibi,
  • Karaciğer, beyin gibi organ hemanjiomları,
  • Leylek ısırığı (ensede görülür ve kendiliğinden geçer),
  • Hemanjiomatozis (vücudun tamamını kaplar)

Hemanjiom nasıl tedavi edilir?

Tedavi yöntemi ve seans sayısı hastanınve  hemanjiomun durumuna göre belirlenmekle birlikte, genellikle köpükle (ilaç) ve lazer yöntemi ile tedavi tercih edilmekte ve çok başarılı sonuçlar alınabilmektedir.

Büyük ve hayatı tehdit edici hemanjiomların tedavisi ise tecrübeli bir hekim ve sağlık kuruluşu tarafından, kalp ve damar cerrahisi alanında uzman bir ekip ile yapılmaktadır. Her geçen gün gelişen teknoloji ile hemanjiom tedavi yöntemleri de gelişmiştir. Öyle ki hastalığın durumuna göre bir ya da bir kaç seansta tedavi edilebilir, sorundan tamamen kurtulmak mümkün olabilir.

Hemanjiom tedavi yöntemleri nelerdir?

  • Cerrahi müdahale (ameliyat)

Büyük hemanjiomların cerrahi müdahalesinde hastaya anestezi uygulanır, ciddi kanama riski bulunduğu için yedek kan bulundurmak gerekir. Ameliyatta hemanjiomlu alan genişçe kesilerek çıkarılır ve oradaki deri dikilir. Cerrahi müdahaleden sonra hastalığın tekrarlama riski vardır.

  • İlaçla  tedavi:

Daha önce de belirttiğimiz gibi bebeğin ilk bir yılı içinde vücudunda salgılanan damar geliştirici faktör hemanjiomun büyümesinde en önemli etkendir. Bu dönemde kullanılan ilaçlar damar geliştirici faktörün etkisini engelleyici özellik göstermektedir. Bu bağlamda bebeğin birinci yaşı içinde bu tedaviyi denemeden başka yönteme geçilmemelidir. Çünkü ilaç tedavisi hemanjiom tedavi yöntemleri arasında en pratik ve en tatmin edici sonuçlar veren yaklaşım olarak bilinmektedir.

  • Dondurmak

Hemanjiom vakalarında dondurarak tedavi, yani kriyoterapi; küçük sorunlar için kullanılırken, geniş, yaygın sorunlarda tercih edilmez. Dondurma yöntemi tedavi başarısı en düşük uygulama olduğu için günümüzde pek sık tercih edilmemektedir.

  • Isıtarak yakma (koter veya infrared koagülasyon)

Hemanjiom tedavisinde en etkili yöntemlerden birisi olarak ısıtarak yakma yöntemi uygulanmaktadır. Bu yöntemin başarı oranının % 100’e yakın olduğu bilinmektedir. Bu sebeple de sıklıkla kullanılmaktadır.

  • Köpükle tedavi

Büyük hemanjiom vakalarının tedavisi için en etkili yöntemi köpükle tedavi yöntemidir. Bu teknikle tedavi edilemeyecek bir hemanjiom vakası ile henüz karşılaşılmamaıştır.

  • Işıkla tedavi (lazer)

Işıkla yakma yöntemi daha çok şarap lekesi denilen yüzeysel vakalarda kullanılmaktadır. Bu tedavide hastalığın tamamen geçmesi için 20 – 30 seans gerekebilirken, tedavi sonunda bu bölgede yanık izi de kalabilir. Yanıkların geçmesi için de ekstra bir uygulama yapılması da gerekebilir

  • Partikülle tıkama

Partikülle tıkamada damarı tıkayan küçük parçacıklar, damarın içine verilir. Özellikle de karaciğerdeki gibi organlarda hemanjiom geliştiğinde bu yöntem uygulanmaktadır.

Hemanjiom tedavi edilmezse ne olur?

Hemanjiom vakalarının bazıları kendiliğinden küçülerek kaybolurken, bazıları aynı kalır, bir bölümü ise büyür ve kanama bile yapabilir. Kendiliğinden kaybolan hemanjiomlar için herhangi bir tedavi uygulanması gerekmez. Ancak büyüyen, yayılan hemanjiom için gereken tedavi yapılmazsa o bölgeyi tamamen kaplayacak kadar genişleyebilir. Bu sebeple başladığı andan itibaren mutlaka doktor kontrolünde olmalı ve büyüme kaydediyorsa ve kendiliğinden kaybolmuyorsa  uygun şekilde tedavi edilmelidir.

Hemanjiom kendiliğinden küçülebilir mi?

Yukarıda da anlatıldığı üzere Hemanjiom kendiliğinden küçülebilir. Fakat bu cümle hemanjiom vakalarının hepsi kendiliğinden düzelir şeklinde algılanmamalıdır. Zira bu hastaların % 20 kadarında hiçbir işleme gerek kalmadan kendiliğinden küçülebilir, hatta tamamen kaybolabilir. Ancak geride kalan % 80’lik dilim için tedavi gerekmektedir. Hemanjiomun kendiliğinden kaybolma sebebi ve hangi tür olanların kendiliğinden küçüldüğü tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda bilinen tek gerçek; doğumdan sonra damar geliştirici faktör denilen maddenin azalmasının hemanjiomları küçülttüğü şeklindedir.

I) İnfantil kapiller hemanjiom

İnfantil hemanjiom bebeklik döneminde en sık görülen selim vasküler tümördür. Bazen doğumda, sıklıkla da doğumun ilk ayları içerisinde ortaya çıkar. Yenidoğan döneminde % 1-2, bebeklik döneminde ise % 10 oranında görülmektedir. Olguların çoğunluğu o ailede nadir olmakla birlikte, bazı ailelerde 5. kromozomun q kolundaki mutasyona bağlı olarak ortaya çıkar.

İnfantil hemanjiom tedavisinde eski yıllarda sıklıkla steroidler kullanılmaktaydı. Ancak bunların yan etkileri çok fazla sorun ortaya çıkardığından alternatif tedavi seçenekleri üzerinde duruldu, araştırmalar yapıldı. Bu bağlamda son dönemlerde ise oral propranolol tedavisi yaygın olarak kullanılıyor. Bu tedavinin yan etkileri; havayolu tıkanıklıkları, ülserasyon, enfeksiyon, görme bozukluğu, emme bozukluğu gibi fonksiyon kayıpları şeklinde sıralanabilir. Ancak steroidlerin yan etkileri daha ciddi ve olumsuz olduğundan propranolol daha güvenli ve etkin bir tedavi aracı olarak kullanılmaktadır.

II) Senil hemanjiom

Senil hemanjiom, genellikle yaşın ilerlemesi, 30’lu yaşların geçilmesinin ardından ciltte görülen kırmızı et benleri, bir diğer adıyla cherry anjiomlardır. İlerleyen yaşla birlikte vücutta çoğalan kırmızı et benleri değişik boyutlarda ve sayıda olabilir. Bunlar iyi huyludur ve kansere dönüşmez. Vücutta oluşma sebebi bilinmemektedir ve  herhangi bir iç hastalıkla ilişkisi yoktur. Pek çok senil hemanjiom vakasında yaşın ilerlemesiyle sayının da arttığı görülmektedir.

Senil hemanjiomlar kimi zaman yaşlı bireylerin dudaklarında, dudak kenarlarında, ağız ve dil mukozasında da görünebilir, deri altı doku ve kas içinde de büyüyebilir.

Büyük senil hemanjiomlar için ultrasonografi yapılabilir ve tanıyı netleştirmek için bazen kan damarlarına röntgen dahil radyografik muayene gerekebilir. Senil hemanjiom tedavisinde en etkili ve başarılı yöntem lazer tedavisidir. Bu bağlamda ND-YAG Lazer, IPL veya Pulsed Dye Lazer yöntemleri kullanılabilir.

III) Piyojenik granüloma

Piyojenik granüloma, parlak kırmızı, hassas, kanama eğilimi gösteren damarsal bir lezyon türüdür. Piyojenik granüloma; genellikle çocuklar, genç erişkinler ve hamilelerde  gözlenir ve sıklıkla  bir travma sonrası oluşmaktadır. Bu lezyon; birkaç hafta içinde büyür, tektir, yumuşak dokuludur, parmak kırmızı renklidir, 2-3 santimetre boyutlardadır, bazen de saplı olur. Piyojenik granülomanın yüzeyi genellikle çok hassastır  ve dolayısıyla çok kolay kanama eğilimi gösterir. Kişinin ellerinde, parmaklarında, dudaklarında, ağız içi gibi travmaya açık bölgelerde bu lezyon daha sık görülürken çok nadiren vücudun birden fazla yerinde aynı anda görülebilir.

Piyojenik granüloma tanısı için lezyonun görünümü tipiktir, nadiren melanom, bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom, kaposi sarkomu, glomus tümörü ve diğer  damarsal tümörlerle de karıştırılabilse de genellikle görüntüsünden tanınır. Ancak çoğunlukla en doğru tanı için biyopsi uygulaması ile diğer alternatifler saf dışı edilmelidir.

Piyojenik granülom lezyonları, özellikle gebelik döneminde ve retinoid kullanımına bağlı olarak gelişir,  zamanla da kendiliğinden kaybolur. Ancak bazıları devam etme eğilimi gösterir ve lokal eksizyon, küretaj, lazer, kriyoterapi gibi tedavi seçenekleri ile kolayca tedavi edilir.

  • Nevüs flammeus (salmon patch, port wine Stain)

Nevüs flammeus; kılcal malformasyonun neden olduğu bu doğum lekesi, kan damarlarının sıklıkla göz kapağında, yüzde veya boyunda kızarıklıklar oluşturması, yüzde yama şeklinde kızarık görüntü ortaya çıkarması şeklinde gözlenir.

Kapiller vasküler malformasyon, yukarıda da bahsedildiği gibi kılcal damarların malformasyonunun neden olduğu doğum lekesinin görünür bir şekilde ortaya çıkmasıdır. Bunlardan en sık görülenler ise kapiller vasküler malformasyon türü salmon patch ve port wine lekeleridir.

Salmon patch, genellikle boyunda veya sırtta bulunan açık pembe bir yama şeklindedir ve genellikle kan damarlarının geçici olarak genişlemesi durumudur. Bu sorun ilk yıl içinde kendiliğinden kaybolur. Daha çok boyun bölgesinde ortaya çıkanların daha kalıcı olduğu ve kimi zaman ömür boyu kaldığı bilinmektedir.

Port wine stain, şarap lekeleri, bebeklerin % 1’inden daha azında görülür ve etkilenen bölgedeki kan damarlarının gerçek bir malformasyonu sonucu oluşur. Bebeklerin en sık olarak yüzünde, iyi tanımlanmış sınırlara sahip koyu kırmızı lekelerdir. Bunlar önceleri düzdürler ama zamanla dokuda değişiklik olabilir. Bu lekelerin bazıları yaşla birlikte azalır ve çoğu yaşam boyunca kalıcı olur. Çok nadiren de olsa port wine stain vakalarında durdurulması güç olan kanamalar, küçük travmalar ortaya çıkabilir.

Nevüs flammeus tanısı cilt görünümüne dayalıdır, cilt biyopsisi veya ultrason tanıyı doğrulamak için yapılabilir. Kapiler vasküler malformasyon vakaları genel olarak klinik ile teşhis edilir.  Eğer durumun nadir gelişimsel sendromlarla ilişkili olduğundan şüpheleniliyorsa ek testler gerekebilir.

Nevüs flammeus vakalarında tedavi duruma göre değişmektedir. Şöyle ki; salmon patch lezyonları genellikle tedavi gerektirmezken, Port wine lekesinin tedavisi bulunduğu yer ve şiddetine bağlıdır ve sıklıkla lazer ile gerçekleştirilir. Bunlarla ilişkili bir sendrom varsa, diğer tedavi seçenekleri buna göre atanır. Port wine lekeleri oluşumu veya yerleşimi karmaşık olduğu durumlarda, tedavi planlamasında yardımcı olmak için bir MRG uygulanabilir. Bunun için en etkili tedavi darbeli boya lazeri ile yapılan terapi olup, etkilenen kişilerin yaklaşık yarısında lekelerin % 75’i kaybolur.

  • Spider anjiom

Spider anjiom, örümcek damarsal beni olarak tanımlanan bir cilt lezyonudur. Spider anjiyomlar derideki bir arteriolün deri yüzeyine yaklaşıp deride daha yüzeysel olarak yaptığı kapiller bir damarsal oluşumdur. Bu sorunda ortada arteriolden kaynaklanan bir genişlemiş damar, yani örümcek vücudu görüntüsü ve bundan çevreye doğru dağılan telenjektaziler, yani örümceğin bacakları gözlenir. Spider anjiomlar sonradan gelişir ve kendiliğinden kaybolmaz.

Spider anjiom normalde erişkinler ve çocuklarda % 10-15 oranında gözlenirken, sıklıkla çocuklarda kol ile el üstlerinde ve yüz bölgesinde görülmektedir. Erişkinlerde ise yüz, boyun, gövdede daha sık görülür.

Spider anjiyomun neden kaynaklandığına dair araştırmalar, karaciğer sirozlarında, heptatis C de, karaciğer malignitelerinde ve karaciğer fonksiyon düzensizliklerinde ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Fakat sıklıkla travma ve güneş ışınları kaynaklıdır. Gebelikte gelişen spider telenjektaziler ise doğum sonrasında kendiliğinden kaybolmaktadır.

Spider anjiom tedavisinde PDL, Nd YAG lazer bazı vakalarda ise PDL ve CO2 Lazer kombine şekilde kullanılmaktadır. Çünkü bazı vakalarda spider anjiyomoda ortadaki genişlemiş arteriol çok belirgindir ve öncelikle PDL, ardından da CO2 lazer ile kalan deriden kabarıklıktan sorumlu olan arterol kalıntısı  tedavi edilir.

  • Venöz göllenme (venöz leg)

Sebebi tam olarak bilinmeyen bu tablo, sıklıkla alt dudakta, yüz ve kulakta gözlenir. Basınca solan, deriden kabarık, mavimsi  lezyonlardır. Tecrübeli bir dermatolog klinik ile tanıyı lolayca koyar,  fakat akral malign melanomdan ayırımını yapmak önemlidir. Tedavi kozmetik amaç ile yapılır. Tedavi seçenekleri arasında kriyoterapi , lazer ve eksizyon tedavileri vardır

  • Anjiokeratomlar

Anjiyokeratom, ciltte küçük, koyu lekelerin görülmesi durumudur. Bu lekeler vücudun herhangi bir yerinde görünebilir, kılcal damarlar adı verilen küçük kan damarları cildin yüzeyinin yakınında büyüyerek veya genişleyerek ortaya çıkar.  Anjiokeratomlar çoğunlukla etrafındaki deride kümeler halinde görünür. Bunlar; penis, skrotum, vulva, labium majör gibi bölgelerde ortaya çıkar. Bu sorun genellikle cilt kanseri, genital siğiller veya uçuk gibi sorunlarla karıştırılabilir. Bunlar zararsızdır ve tedavi edilmesi de gerekmez.

Anjiyokeratomun; soliter anjikeratom, fordyce anjiyokeratomu, mibelli anjiokeratomu, anjiyokeratoma circumscriptum, anjiyokeratoma corporis şeklinde türleri vardır.

Soliter anjiokeratom; genellikle tek olarak ortaya çıkar, kollarda ve bacaklarda bulunur ve zararlı değildir.

Fordyce anjiyokeratomu; skrotum veya vulva derisinde görülür, genellikle büyük kümeler şeklinde skrotumda bulunur, hamilelerin vulvasında da gelişebilir, zararlı değildir, ancak çizilmişse kanamaya eğilimlidir.

Mibelli anjiokeratomu; epidermise en yakın dilate kan damarlarından veya cildin üst tabakasından kaynaklanır, zararlı değildir, bir süre sonra kalınlaşır ve sertleşir.

Anjiyokeratoma circumscriptum; bacaklarda veya gövdede görünen çok daha nadir bir türdür, doğuştan gelebilir,  zamanla rengi daha koyu hale gelir veya farklı şekiller alabilir.

Anjiyokeratoma corporis; FH (Fabry Hastalığı) semptomudur, nadiren hücrelerin işlevini etkileyen diğer lizozomal bozukluklarla olabilir, el ve ayaklarda yanma veya görme sorunları gibi belirgin belirtilere sahiptir, alt vücutta daha yaygın olarak görülür, vücudun altından üst uylukların herhangi bir yerine kadar uzanabilir.

 Anjiyokeratomlar; 1 milimetre (mm) ila 5 mm arasında küçük veya orta büyüklükte tümsekler veya sivri uçlu, siğil benzeri lezyonlar, kubbe gibi bir şekle sahip olma, yüzey üzerinde kalın veya sert hissedilmesi, kümeler halinde olma, koyu renkli, kırmızı, mavi, mor veya siyah renkli lezyonlar şeklinde belirti verir. Ancak angiokeratomalara neden olan fabry hastağı varsa; paresteziler ya da el ve ayaklarda ağrı, tinnitus veya kulaklarda zil sesi, korneanın opaklığı veya görmede bulanıklık, mide ve bağırsakta ağrı, yemek yedikten sonra dışkılama isteği gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.

Anjiyokeratomların altında yatan neden her zaman açık olmamakla birlikte genellikle; cilt yakınında damarlarda hipertansiyon veya yüksek tansiyon olması, kasık fıtığı, hemoroid veya varikosel gibi yerel kan damarlarını etkileyen bir durum yaşanmasının gelişimlerinde etkili lduğu düşünülmektedir.

Anjiyokeratom durumunda hasta herhangi bir rahatsızlık ya da acı hissetmiyorsa genellikle
tedaviye gerek duyulmaz. Ancak hasta olan kişi, sık sık kanama yapmasından dolayı
veya estetik görüntüyü bozduğu için lezyonların çıkarılmasını isteyebilir. Bu tür bir durumda ise; küretaj, lazer ile çıkarım tedavisi, kriyoterapi  ile lezyonlar tedavi edilir.

  • Glomus tümörü

Glomus tümörü; çoğunlukla iyi huylu olan, yavaş büyüyen, ancak içinde çok fazla kan damarı bulunduran bir tümördür. Bunlar parmaklarda, kulakta, boyunda, vagus sinirinde, kafatası temporal kemiğinde, şah damarında, göz çukurunda, göğüs veya karında ortaya çıkar. Glomus tümörü; kulakta nabız algılanması ya da çınlama şeklinde kan dolaşımının duyulması, kulaktan kan gelmesi, orta kulakta ortaya çıkan tümör büyürse işitme kaybı, yüz kaslarının zayıflaması, yutkunmada güçlük, sesin kısılması, omuzların düşmesi, baş ağrısı, kaygı bozukluğu, yüksek tansiyon, nabzın yükselmesi ve cinsel isteğin artması gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunlarla birlikte ileri vakalarda yüz felci ve boyunda kitle oluşumu da olabilir.

Glomus tümörünün kişide ortaya çıkmasında; kalıtsal faktörlerin, oksijen eksikliğinin etkili olabildiği düşünülmektedir. Zira glomus tümörü hücrelerinin oksijen ve karbondioksit miktarını ve kanın pH seviyesini algılayabilen sinir hücreleri olduğu bilinir. Oksijen gerekenden daha az olduğunda da bölünüp çoğalarak tümöre neden olurlar. Bu bakımdan uzun süre yüksek rakımda yaşamış olan kişiler glomus tümörü açısından daha yüksek risk taşımaktadırlar.

Glomus tümörü vakaları genellikle iyi huylu olduğundan bir hayati tehlikeye neden olmazlar. Büyümediği sürece de müdahale etmek yerine kontrol ederek beklemek yeterli olur. Tedavi gerektiren vakalarda ise minimal cerrahi (laparoskopi),  cerrahi müdahale, radyasyon tedavisi uygulanmaktadır.

  • Nevüs anemikus

Nevüs anemikus; kişinin doğumla birlikte, deride papiller dermiste damarlarda kalıcı defektleri ifade etmektedir. Bunlar farklı boyut ve şekillerde olabilir, çevresindeki derinin rengine göre daha soluk görünmektedirler. Nevüs anemikusların üzerine travma, soğuk yada sıcak uygulandığında normal deride gözlenen kırmızılık oluşmaz. Bunlar klinik olarak bakıldığında vitiligoya benzerken, fakat histolojik yapısında melanositler bulunur.

Nevüs anemikusların tanısında en doğru yöntem diaskopidir. Diaskopi ise lezyon ve çevresine cam ile bası yapıldığında çevresindeki derinin solmasından dolayı leke ile aynı renge gelmesi durumudur.

Nevüs anemikus vakalarında ciltte pigmentasyon içeriği açısından bir sorun yoktur. Ancak normal deriye göre daha soluk ve görünen lezyonda fonksiyonel damar bozukluğundan dolayı deri rengi daha açık görülmektedir. Bu sorun sıklıkla kadınlarda gözlenir, lezyonlar gövdeye daha sık yerleşmekle birlikte vücudun herhangi bir yerinde de görülebilir.

Nevüs anemikus vakaları genellikle zararsızdır. Bu sebeple de şikayet olmadığı sürece tedavi edilmesi gerekmez. Ancak gerektiğinde lazer ile tedavi edilmekte, lezyonlar ortadan kaldırılabilmektedir.

  • Lenfanjiom

Lenfanjiom, genellikle doğuştan gelen ve özellikle gelişimsel özellik gösteren sorunlardır. Damarlar ile venöz sistemi arasında gelişen lenfanjiomlar, çocukların birçoğunda bulunur ve dünyada en sık görülen tümörlerde arasında ikinci sıradadır. Bunların neden ve nasıl oluştuğu halen tam olarak bilinmemekle birlikte; tıpta lenfanjioma simpleks (basit lenfanjiom), kistik lenfanjioma – higroma (sıvı, su içeren tümör), lenfanjioma kavemosus (kavernöz lenfanjiom) şeklinde üçe ayrılır.

Kistik lenfanjioma – higromalar, yanisıvı, su içeren tümörler;  genellikle hastaların en sık boyun bölgesinde ve koltukaltı bölgelerinde, nadiren de olsa meme dokusunda görülen lenfanjiomlardır. Genel olarak % 75 boyun, % 20 koltuk altı ve % 5 olasılıkla da meme bölgelerinde görülür. Bu tür lezyonlar birden fazla bölgelerde görüleceği gibi yalnız bir bölgede de görülebilir. Bunların küçük yapıları olmasına rağmen çok geniş alanlara yayılmaktalar. Kistik lenfanjiomalar genellikle doğum sonrasında hemen görülürken, bazılarında ise iki yaş civarındaki çocuklarda çok daha fazla belirgin bir şekilde görülür. Bunların içinde sıvı bulunduğu için sıvı ve su içeren lenfanjiomlar denir.

Lenfanjioma kavemosus, yani kavernöz lenfanjiomlar ise çok daha geniş alanlara yayılabilen ve küçük lezyonlar halinde de bulunabilen ve çok derin dokuları kaplayan lenfanjiomlardır. Kistik lenfanjiomalardan daha riskli ve ciddi oldukları söylenebilir.

Lenfanjiom tanısı bunların bulunduğu yere göre farklılık gösterirken genellikle ultrasonografi, akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi ile yapılmaktadır. Tanıda manyetik rezonans görüntüleme, yani MR ise lenfanjiomun yayılımı ile boyunda çok önemli yapılar (kas dokuları, arter ve sinir) ile ilişkisini belirlemek için daha çok spesifik bir yöntem şeklinde uygulanmaktadır.

Lenfanjiom tedavisinde gelişmiş ülkelerde, ileri tıp teknolojisi kullanıldığı için cerrahi eksizyon çok fazla yaygın değildir. Zira cerrahi eksizyonda  vital organlara infiltrasyon sonrasında sinir zararı uzun süre lenfatik drenaj ihtiyacı nüks ve skar oluşumu gibi komplikasyonlara sebep olabilmektedir. Cerrahi uygulamada genellikle total cerrahi rezeksiyon tercih edilmesine rağmen, lezyonun komşusu olarak önemli dokular bulunduğu için olası estetik problemlerden ve komplikasyonlardan korunmak amacıyla eksizyon boyu % 70 – 50 civarında sınırlıdır. Tam bir eksizyon uygulamasında operasyondan sonra lezyonun nüks etme riski % 5 – 15 civarındadır.

Kistik lenfanjiom tedavisinde cerrahi tedavi dışında lazer tedavisi, basit drenaj, sklerozan ajan enjeksiyonu ve aspirasyon yöntemleri kullanılmaktadır. Son yıllarda ise lenfanjiom tedavisinde picibanil ile bleomisin (OK-432) sklerozan tedavisi uygulaması ile çok daha olumlu ve risksiz sonuçlar alındığı bilinmektedir.

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar