Yaraların İyileşmesinde Ozon Tedavisinin Etkisi

Paylaş:

Önceleri tıpta ampirik bir yaklaşımla uygulanan ozon tedavisi, günümüzde ozon gazının etkisinin biyolojik mekanizmalarının çoğunun açıklığa kavuşturulduğu, antimikrobiyal etkiler, immünoregülasyon, antioksidan savunmalar ve epigenetik modifikasyon anlamına gelen yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Dermatolojide halihazırda kullanılan ozon medikal preparasyonu esas olarak ozon hidroterapi, ozonlu yağın topikal olarak uygulanması ve ozon otohemoterapisi (OAHT) olarak sınıflandırılmaktadır. Günümüzde ozon tedavisi; bakterilere, virüslere ve mantarlara karşı çeşitli alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Yakın zamanlarda da, arka arkaya uygulanan üç farklı aşamalardan oluşan çok fazlı bir süreç olarak yaraların ozon tedavisi ile iyileştirilmesinde büyük bir ilerleme sağlanmıştır. İltihaplanmanın giderilmesi, doku iyileşmesi ve yeniden biçimlendirme gibi faydaları dolayısıyla ozon tedavisi genel olarak yaraların  iyileştirilmesinde kullanılmaktadır.

Oksijen – ozon tedavisinin faydalarına dair yapılan bir dizi çalışma, ozonun dezenfektan ve antibakteriyel özellikleri için göz önünde bulundurularak kronik, iyileşmeyen veya iskemik yaraların tedavisinde çok etkili bir rol oynayabileceğini göstermiştir. İyileşmeyen yaralar tüm dünyadaki insanların büyük bir çoğunluğunun önemli sorunlarından birisidir. İşte bunun için ozon tedavisinin yaralar üzerinde iyileştirici etkisi hem her daim araştırma konusu olmuş, bu konuda çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır.

Ozon tedavisinin yaraları iyileştirici gücü

Bir çalışmada 5 haftalık bir süre içinde genç bir erkeğin ameliyat sonrası yarasının ozon tedavisi ile iyileşme süreci izlenmiştir. Bunun için bir deri altı oksijen-ozon tedavisi kullanılmış ve etkileri gözlenmiştir. 46 yaşında bir erkek, motosiklet kazası geçirmiş ve sağ baldırına amputasyon (hasarlanmış, hastalıklı veya artık işlevini yerine getiremeyen bölümün kesilerek vücuttan atılması) yapılmıştır. Yaranın diğer tıbbi yöntemlerle iyileşmesi için çaba gösterilirken istenen ilerlemenin kaydedilemediği gözlenmiştir. Ancak hastaya uygulanan kan testlerinde herhangi bir iltihap ve başka bir olumsuzluk belirtisi bulunmamıştır. Travmanın ardından 2 ay geçmiş olması ve bu süre içinde uygun tedavi ve pansuman yapılmış olmasına rağmen, yara çok yavaş bir iyileşme göstermiş ve hasta ağrılarından yakınmaya devam etmiştir. Bu nedenle de standart bir pansuman uygulamasının yanı sıra oksijen – ozon tedavisi görmesinin daha faydalı olacağı düşünülmüş ve tıbbi tedaviye yardımcı ozon tedavisi sayesinde yaranın 5 haftanın sonunda iyileştiği görülmüştür.

İyileşmeyen yaraları olan hastalarda oksijen-ozon tedavisinin, dezenfektan özelliği ve endojen oksijensiz radikallerin süpürme özellikleri ile ağrının azaltılmasında ve yaranın iyileşme sürecinin hızlanmasında önemli etkilere sahip olduğu söylenebilmektedir. Bu konudaki literatürler de incelendiğinde standart pansuman ve diğer tedavi uygulamalarına kıyasla ve onlara ek olarak da ozon tedavisi uygulamasının daha kısa bir süre içinde etki gösterdiği söylenebilir.

Yaraların ve büyük travmatik amputasyonların tedavisi; yüksek tedavi maliyetleri, yüksek enfeksiyon riskleri, yavaş iyileşme ve sonuçta ortaya çıkan pek çok sorun nedeniyle klinik bir problem olmaktadır. Travmatik amputasyonlar hemen hemen her zaman herhangi bir patojenle bir araya gelebilir ve enfeksiyon riskleri de yumuşak doku hasarının şiddeti ile ilişkilidir. Ayrıca kan akımının normal hale dönmemesi sendromu, endotelyal sızıntı ve prekapiller şantlara bağlı olarak restore edilmiş mikrodolaşım perfüzyonunu ve lokal antibiyotik verilmesi gibi bir prosedürü bozar.

Aslen bir yaranın kronikliği, lokal doku talebi ile sistemik metabolik beslenmenin doku iltihabı, anoksisi, ödem, indükleme ve sitokinlerin (hayvan ve bitki hücreleri tarafından üretilen, hücrelerin birbirleriyle iletişimini sağlayan protein ve peptidler grubu) ekstravazasyonu (damar dışına sızması) ve kan oluşmuş organlar ile sonuçlanan bir dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Bu patofizyolojik kaskadın son aşaması hücresel ölümdür. Bu durum fizyolojik antioksidan savunma mekanizmalarının eksikliği ve serbest radikal üretimindeki artış ile karakterizedir.

Ozon tedavisi yaraların iyileşmesinde nasıl etki eder?

Herhangi bir dokuda yara iyileşmesi, inflamatuar faz, migrasyon fazı, proliferatif faz ve yeniden biçimlenme fazı olarak birkaç aşamayı takip etmektedir. Günümüzde topikal antimikrobiyal ajanlar, cerrahi ve enzimatik debride edici (hasarlı dokuları çıkarıcı) ajanlar, kollajen veya aljinat pansumanları, aralıklı pnömatik kompresyon, topikal olarak uygulanan mezoglikan, keratinosit büyüme faktörü ve topikal negatif basınç gibi yaraların tedavisi için birkaç etkili yaklaşım vardır. Bununla birlikte, iyileşmeyi destekleyebilen ve nüksetmesini önleyebilen etkili bir yöntem henüz mevcut değildir.

Günümüzde oksijen-ozon tedavisinin bir dezenfektan özelliğine sahip olduğu ve endojen oksijensiz radikallerin süpürme özelliklerinin etkinliğini arttıran hücrelerin ve organların koruyucu mekanizmalarını uyaran güçlü bir oksidatif stres oluşturduğu bilinmektedir. Oksijen-ozon tedavisinin antibakteriyel özellikleri sayısız uzman tarafından detaylı olarak çalışılmış, dental ve diğer literatürde yoğun olarak bildirilmiştir.

Oksijen-ozon tedavisi, fosfolipidlerin ve lipoproteinlerin oksidasyonu yoluyla hücre zarlarını bozan bakterileri inaktive eder, mantarların büyümesini engeller, virüslerin kapsidine zarar verir ve virüs-hücre temasını peroksidasyonla bozarak üreme döngüsünü bozar. Oksijen-ozon tedavisi, glikoliz oranının artmasına neden olarak, difosfogliseratın uyarılmasına neden olmakta, bu da dokulara salınan oksijen miktarının artmasına ve ATP’nin uyarılmasını sağlayan Krebs siklüsünü aktive etmektedir. Aynı zamanda NADH’de (nikotinamid adenin dinükleotid hücrelerde bulunan önemli bir koenzim) bir azalmaya neden olur ve sitokrom C’yi okside etmeye yardımcı olur. Prostatiklin, bir vazodilatatörün, serbest radikal toplayıcılar ve hücre duvarı koruyucuları olarak görev yapan enzimlerin glutatyon peroksidaz, katalaz ve süperoksit dismutaz şeklinde bir uyarımı vardır. Bir de interferon üretimini arttırır. Tüm bunlara bakarak günümüzde oksijen – ozon tedavisinin, diğer çalışmalarla vurgulandığı gibi standart tedavilerle birlikte önemli bir rolü olduğu bilinmektedir.

Ozon tedavisi ile iyileşen yaralara başka bir örnek

Evli ve 46 yaşında bir erkek olan PG, bir motosiklet kazası geçirdi ve sağ baldırda amputasyon geçirdi. Hasta, kaza öncesinde sigara kullanımı, yüksek tansiyon, amoksisilin alerjisi ve apandektomi öyküsü gibi olumsuz ve riskli özelliklere sahipti. Ameliyattan 21 gün sonra rezidüel ekstremitede sıvı birikimine yanıt olarak cerrahi revizyon yapıldı.

Ameliyat sonrasında yaraların kontrolü düzenli olarak yapıldı. Hasta taburcu olmadan hemen önce yapılan kan testlerine hiçbir iltihap belirtisi görülmedi. Hastaya önerilen tedavi; Gabapentin 300 mg, Oksikodon 15 mg, Klonazepam 5 gg, Omeprazol 20 mg, Seleparina 0,4 mg 1 fl, demir sülfat 1 cp, C vitamini ve folik asit şeklindeydi. Hastanın ağrısı kontrol edilemez dereceye geldiğinde ise önerilen tedavi; 1 ila 3 cp veya Oxycodone + Acetaminophen 5 mg 1 ila 3 cp şeklindeydi. Bu tedaviye 3 gün devam edildikten sonra hasta rehabilitasyon tedavisine başlamak için enstitüye yeniden geldi. İlaç ve pansuman ile uygun tedavi yapılıyor olmasına rağmen yaranın iyileşme seyri beklenenden çok yavaş ilerliyor ve hasta ağrılarının dayanılmaz olduğundan şikayet ediyordu. Tedaviye başlanalı 2 ayı geçtikten sonra yara henüz tamamen iyileşmemişti. İşte bu vakada da oksijen – ozon tedavisi önerildi ve kendisi ve durumu için en uygun olan ozon tedavisi protokolü hazırlandı.

Tedavi haftaları ve aşamaları

  1. Hafta

Başlangıçta hasta, kan tahlillerinde herhangi bir yangı ve olumsuzluk belirtisi olmaksızın yüksek ateşliydi. Tedavide Gabapentin 300 mg ve Oxycodone 15 mg alıyordu. Hastanın yarası 6,5 ​​cm boyutlarında idi.

İlk hafta boyunca hastaya 7  μ tıbbi oksijen – ozon verildi. Tedavi seanslarının ilk haftasının sonunda yaranın boyutu 4 cm idi ve hastanın analjezik dozu yarıya indirildi ve ikinci seanstan sonra da ekstremite ağrısının azaldığını bildirdi.

  1. Hafta

İkinci hafta boyunca,  18   μ oksijen ozon ile tedavi yapıldı. 10. seansta yara 3,5 cm ölçüldü ve hasta kendini daha sağlıklı hissettiğini belirtti. Hastaya verilen oral ilaçlar geçici olarak durduruldu.

  1. Hafta

Tedavinin üçüncü haftasında yaraya 24 μ tıbbi oksijen ozon enjekte edildi. Bu sürecin başında yara 2,5 cm boyutlarındayken haftanın sonunda bu 1,9 cm gibi bir ölçüme ulaşmıştı. Bu arada hasta yavaş yavaş analjezik alıma gerek duymamaya ya da sadece gerek duyduğunda almaya başladı. Bu hafta hastaya Gabapentin 600 mg ve Oxycodone 5 mg verildi.

  1. Hafta

Tedavinin 4. haftasında hastaya 14 μ oksijen -ozon ile muamele edildi. Bu sürenin sonunda ülserli yara sadece 1 cm olmuştu. Hasta artık sadece gerektiğinde oral analjezik almayı sürdürmekte ve ciddi bir iyileşme gözlenmekteydi. Bunların yanında normalde ilaçlardan kaynaklanan yan etki olarak sıkça yaşanan aslında gerçekte var olmayan, ancak psikolojik olarak hissedilen uzuv ağrısı ya da mide bulantısı gibi şikayetler de bildirilmedi.

  1. Hafta

Tedavinin son günlerinde hastaya 6 μ oksijen -ozon verildi. Bu haftanın ortalarında yaranın tamamen iyileştiği görüldü.

Yaraların oksijen – ozon ile tedavi edilmesi işleminin yukarıda sıralanan aşamalardan geçtiği ve bu aşamaların her biri geçildikten sonra bir diğer aşamaya çok daha sağlıklı bir şekilde ulaşıldığı görüldü. Normalde kullanılan ilaç tedavilerinde yaşanan, hissedilen yan etkilerin hiç birinin ozon tedavisinde görülmemiş olması çok ciddi bir avantajdır. Hastanın ağrısının da her geçen gün azalarak tamamen yok olması, yaranın tamamen kapanması ozon tedavisinin etkisini gösterir niteliktedir.

Ozon tedavisine dair tartışma konusu

Her yıl dünya çapında milyonlarca insan travma, cerrahi, akut hastalık veya kronik hastalık durumlarından sonra yaraların geç ve zor iyileşmesinden şikayet etmektedir. Bu durum; enflamasyon, anjiyogenez, matris birikimi ve hücre alımı dahil olmak üzere sağlıklı doku onarım cevabının zayıf şekilde düzenlenmiş olan elemanlarının bir sonucudur. Deneysel kanıtlar, kronik yaralardaki iyileşme sürecinin, hipoksi, laktik asit, reaktif oksijen türleri ve proinflamatuar sitokinlere bağlı lokal iskemi tarafından engellendiğini göstermektedir.

Medikal O3, yani ozon gazı da 150 yıldan beri hastalıkları, enfeksiyonları ve yaraları dezenfekte etmek ve tedavi etmek için farklı şekillerde kullanılmaktadır. Örneğin ozonlanmış kanın otolog infüzyonu fizyolojik pH ve kritik büyüme faktörlerinin üretimini geri yükleyebilir; Bu konuda yapılan bazı çalışmalar, oksijen -ozon tedavisinin yaygın ortopedik yaraların tedavisi için de geleneksel modaliteye yardımcı olduğunu göstermiştir.

Bu literatüre göre yukarıda anlatılan posttravmatik yara vakalarında da oksijen- ozon ile yapılan kısa süreli tedavinin iyileşme olasılığının yüksek olduğu görülmektedir. 5 haftadan kısa bir süre, yani 33 gün içinde, oksijen- ozon ve standart pansumanın subkutan enjeksiyonlarını birleştiren bir uygulamalar dizisi yarada tam bir iyileştirme ortaya çıkarabiliyor. Diğer çalışmalar, oksijen-ozonun farklı yöntemler, yani oksijen-ozon torbaları ve daha yüksek dozda AHT (otohemotransfüzyon) ve yüzeysel aralıklı oksijen-ozon uygulaması gibi şekillerde de gayet etkili olduğunu bildirmiştir.

Şu anda kompleks yara ortalama iyileşme süresi hiyalüronik asit ile 3 -8 hafta arasında, klasik uygulamalarla 12 ile 45 gün arasındadır. Literatürde trombosit açısından zengin plazma (PRP) ve hyaluronik asit yara bandı ve hyaluronat-iyot kompleksiyle tedavi edilen hastalarda ortalama iyileşme süresi 18 hafta olarak gösterilmektedir.

Muhtemelen antioksidan proteinler, faz II enzimler, bir oksijen salınımı ve büyüme faktörü transkripsiyonundan sorumlu genlerin upregülasyonundan dolayı daha hızlı iyileşme görülmektedir. Ozon tedavisi sırasında hastada adrenokortikotrofik hormon kortizol, serotonin bir geçiş artışı ile nöroendokrin sistemin uyarılmasından kaynaklı olarak daha yüksek oranda hızlı bir iyileşme yaşanmaktadır.

Ayrıca tedavide opioid dozajını yarıya indirme işleminin de mide bulantısında bir azalmaya sebep olduğu görülmüştür. Çalışmanın başarısı ve gücü, hastanın yaşının genç olması, yapılan kan testlerinde herhangi bir iltihap tespit edilmemesi ve iyileşmeyi yavaşlatacak bir olumsuzluk olmaması ile de ilişkili olabilir. Sonuçlar karşılaştırmak istendiğinde aynı koşullarda benzer çok sayıda vakanın olmamış olması da bir sınırlılık olarak sayılabilir. Literatürde, subkutanöz oksijen-ozon enjeksiyonu ile cerrahi sonrası yaranın tedavisi için özel bir yönerge bulunmamaktadır.

Yaraların iyileşmesi karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle, oksijen- ozon tedavisinin iyileşmenin hangi yüzdesinden sorumlu olduğunu belirlemek de mümkün olmamakla birlikte, literatür ışığında incelenen vaka raporu, geleneksel tedavilerin tek başına yeterli olmadığını ve yara iyileşmesini desteklemede oksijen-ozonun pozitif bir etki sağladığını doğrulamaktadır. Sonuç olarak, literatürle uyumlu olarak bu raporun, yara iyileşmesini desteklemede ve karmaşık yaraların ağrısını kontrol etmede oksijen-ozon tedavisinin olumlu bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Ancak ozon tedavisinin geleneksel tedavinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğine dair yorumlar yapabilmek için de başka çalışmalara da ihtiyaç vardır.

Tüm bunlardan yola çıkılarak yine de altını çizmekte fayda var ki ozon tedavisinin çeşitli cilt hastalıklarının yönetimi ve önlenmesi için umut verici bir yöntem olarak sunulması ile birlikte  daha fazla kanıta ve araştırmaya da gerek duyulmaktadır.

 

 

Paylaş:
Siz Yorumlayın Doktorumuz Cevaplasın
Benzer Yazılar